Share This:

Krizden Ders Aldık mı?

Dr.Sabit Tunçel(Mba)
Ağaçişleri End.Yük.Müh.
www.sabittuncel.com

Özet

Dünya doğal yaşamdan uzaklaştıkça, teknoloji ve sanayideki hızlı gelişim sonucunda kriz kaçınılmaz hale gelmekte. Tüketim üzerine kurgulanmış ekonomi ve kaynakların kıt olduğu gibi talebinde kıt olduğunu düşündüğümüzde sadece yeme ve barınma ihtiyacının dışındaki tüm giderler bizlerin daha iyi yaşamasına yönelik. Ancak olmazsa sorun olur mu? Hayır. İşte bu hızlı gelişimin sonucunda bir dostumun dediği gibi dünya düzeltme hareketi yapıyor. Yani dengeyi sağlamaya çalışıyor. Evet aslında “kriz bir düzeltme (düzenleme) hareketi”. Önemli olan bu aşamada hatalarımızı görebilmek ve bunların tekrarını önleyici çözümleri bulmaktır.

Abstract

As the world away from natural life, as a result of rapid development in technology and industry in crisis becomes inevitable. The economy and scarce resources on consumption as well as editing demands you think that the scarce food and shelter, we need only go beyond all of us to live better. However, the problem is not okay? No. Here is the result of this rapid development, a friend told me the world is moving to correct. So trying to provide balance. Yes, in fact “a crisis fix (editing) movement”. The important thing at this stage you can see errors and the duplication is to find preventive solutions.

Bir yıl önce adım-adım geliyorum diye sinyallerini veren, ancak her zamanki gibi bize bir şey olmaz edası ile önlem almadığımız ekonomik kriz sektörümüzü ciddi anlamda yaralamıştır. Özellikle beyaz yakalı vizyon sahibi nitelikli kişileri ilk başta vurdu.

Ahşap sanayimizin çoğunluğunu orta ölçekli işletmeler (OÖİ) oluşturmakta. Bu işletmelerimizin birçoğunda kurgulanmış sistem ve kriz durumlarında alınacak önlemler gibi bir “B” planının olmaması işletmelerin zor duruma düşmelerine neden olmakta. Krizin getirdiği panik ile iri atölye sahibi sanayicilerimiz bunu fırsat bilerek, kendilerine göre yüksek maaş veriyoruz diye nitelendirdikleri üst düzey yöneticileri işten çıkartma yoluna gittiler. Oysa krizden çıkışın yolu işten çıkartmayı ilk düşündükleri kişilerde. Senelerce bu ülkenin kaynakları yanlış yatırımlar ile atıl hale getirildi. Şimdi ise üretimimizi nasıl sadeleştiririz? Mamul stoklarımızdan nasıl kurtuluruz diye düşünmeye başladılar. Bu zamana kadar fabrika üretim alanının yarısı kadar stok alanları ile çalışıp biz ürünlerimizi zamanında teslim ediyoruz diye övünen firmalara ancak şimdi stoklu çalışma mantığının yanlış olduğunu kavradılar.

Her fırsatta stoklu çalışmanın ciddi maliyetler getirdiği, stoksuz üretim yönteminin benimsenmesi gerektiğini paneller ve seminerler de defalarca vurguladık. Sistemli çalışmanın hem motivasyon hem de verimlilik açısından önemli olduğunu açıklamaya gayret ettik. Tabiî ki planlanması en kolay üretim şekli, stok alanına yapılan üretimdir. Peki, neden kolayı seçiyoruz? Hemen söylüyorum; teknik ekibi niteliksiz seçiyoruz da ondan. Kendine güvensiz, patronun duymak istediklerini söyleyen yöneticiler, kendisini neden riske atsın. “Ben ürettim, satış stokları eritsin.” Satıştan da başka bir savunma, bu diyalog senelerce devam etti. Hiçbir zaman takım olmayı öğrenemedik.

Senelerce fizibilite çalışması yapılmadan yapılan yatırımlar beraberinde atıl kapasiteleri de getirdiğini defalarca yazdım. Yine ifade ediyorum sektörümüz şu anda bu gereksiz atıl kalan yatırımın ve anlamsızca rafları dolduran atıl stokların verdiği zararı çekiyor. Bundan 5 sene öncesinde ülkemizin ahşap sektöründeki kapasite kullanım oranı Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre %52 idi. Bu durumda dünya ile nasıl rekabet şansımız olacak.

Mobilya sektörü teknolojik makineler ile üretim yapan bir sektör haline geldi. Dolayısıyla bu makineleri verimli çalıştıracak teknik ekip ihtiyacı doğmakta. Bunun ile birlikte bu teknik ekibi yönetecek niteliklere sahip işin sistematiğini bilen ve raporlar ile yöneten nitelikli yöneticilere ihtiyaç duyulmakta. Ama gerçek öyle değil, ben buraya bu ustalar ile geldim bundan sonrada devam ederim zihniyeti. İşte duvarı göremediniz, hangi işletmemiz Sektörümüzde gerçekten kurumsal birkaç firmanın dışında, kariyer planlama yapan ve işgücünün niteliklerini tespit edip iyileştirmek için gayret sarf eden yani insana yatırım yapan firma kaç tane? Maalesef yok denecek kadar az. Bunu yapanlar zaten ayakta. İstisnalar hariç teknolojiye ve insan kaynağına değer verenleri tenzih ediyorum. Bizim sektörümüzdeki birçok firma tüccar zihniyetli. Oysaki; sanayicilik farklı, sanayici ülkeye yaptığı yatırım ve istihdamın yanı sıra insana yaptığı yatırım ve sosyal projeler ile öne çıkar. Sanayici ekibi ile birlikte büyüyeceğini bilir.

Mobilya işletmelerimizin bu krizden ciddi anlamda dersler çıkartması gerekiyor. Her şeyden önce büyük stoklar ile çalışmaktan süratle vazgeçmeli ve yalın üretim için çalışmalara başlamalı. Hatlar arası dengesizliği gidermeli. Ara stok alanlarını azaltmalı mamulleri aylarca stokta bekleterek değil siparişe göre üretim mantığını benimseyerek üretmeli. Müşteri memnuniyetini ön plana çıkaracak stratejiler geliştirmeli. Yönetim sistemlerini belgelendirmede sadece duvara astıkları bir belge olarak düşünmeyip gerçekten uygulamaya almalılar. Kontrol edilebilir bir yönetim anlayışını benimsemeliler. Bunun içinde sistematik çalışmayı benimseyip tüm yönetim aşamaları dokümante edilmeli. Süreç haritaları çıkartılıp işleyişteki aksaklık veya zaman kayıpları ya da tekrarlar görülüp bunları iyileştirecek çalışmalar ile süreçler kısaltılmalı en hızlı şekilde müşteriye yanıt verecek yeni süreçler oluşturulmalı. En önemlisi evet bu iş en iyi bu şekilde yapılır demeden bundan daha iyisi olmalı arayışını sürdürmeli ve her zaman iyinin daha iyisi olduğu unutulmamalıdır. Böylece sürekli iyileştirme mantığını oturtarak işletmeye dinamik bir yapı kazandırmalı. Monoton, işini yapan değil, düşünen ve üreten beyinler ile yenilikçilik, dolayısıyla kalıcılık olacaktır. Çalışanların tamamını yani hem mavi yaka hem de beyaz yakalı personeli bu yola motive edecek alt yapıyı oluşturmalıdır.

“Günümüzde kitle üretimi yerini ısmarlama seri üretime bırakmıştır. (Ismarlama seri üretim: farklı müşteri isteklerine hızlı tepki vermek.) Bunun içinde odaklanılması gereken en önemli parametre Temin Süresidir.”[1] Bunun gerçekleştirilebilmesi için yalın düşünce benimsenmeli yani üretim israflardan arındırılmalıdır. Esnek imalat uygulamaları ile müşteri beklentilerine yanıt verilmelidir.

Çoğu işletmemizde süreçleri ve israf kaynaklarını görmek adına herhangi bir şekilde değer akış haritası oluşturulmadan yapılanma gerçekleşmekte. Bu da hatlar arası dengesizliğe ve bilinçsizce ara stok alanlarının oluşmasına neden olmaktadır, bu bağlamda yalın düşünce “gereksiz ayrıntılarla boğulmadan olayların özünden uzaklaşmayı engelleyen sistematik bir yaklaşım.”[2] Olduğunu unutmamalıyız.

Eğer işletmelerimiz krizlerde personel çıkartmaya odaklanacaklarına israfları önlemeye odaklanmış ve bunlar ile ilgili yöneticilerinden çalışmalar beklemeleri gerekirken. Düşünce üretecek ve sistemi farklılaştıracak çalışmaları yapacak nitelikli kişileri önlem anlamında ilk etapta işten çıkartmaları sonucunda. İşletmelerini içerisinden çıkılması güç bir duruma sürüklemeleri mantıksal olarak çok doğru olmadığını yaşayarak öğreniyorlar. Bu tecrübeyi kazanırken senelerce emek vererek bir yerlere getirdikleri işletmelerini kaybedecek duruma gelmeleri ile doğan panik sonucunda işletmeyi bilmeyen yeni kişiler ile yola devam etme çabaları ise hatayı ve krizi bir kat daha arttırdığı gibi kaynaklarının hızla israfına neden olmaktadır. Oysa ki; mevcut ekip ile bu kaos ortamından çıkışın formüllerini aramak çok daha etkin ve en az kayıp ile işletmenin devamlılığını sağlayacak yoldur. İşletmeden her çıkartılan personel ciddi tazminat yükü getirdiği gibi, alınan her yeni eleman eğer ilk seferde doğru nitelikteki personel seçilebilmiş ise ki; zor, 1–2 aylık uyum (oryantasyon) sürecinde işletmeye faydası olmayan ölü yatırım olmaktadır. Böylece israfın boyutları büyümekte ve öz kaynak tükenmektedir. Her kriz döneminde ilk işten çıkarılan nitelikli insan kaynağı bu bahsettiğim konulara odaklanıp işletmeyi bulunduğu ortamdan çıkarabilecek güce sahipken, işten çıkartılması düşünülen ilk personel olması ilginçtir.

5846 sayılı yasa gereği lütfen gerektiği gibi kaynak göstermeden alıntı yapmayınız


[1] B.Durmuşoğlu, Değişkenlik ve temin süreleri,2009

[2] Yılmaz Gökşen, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt5,S.4,2003

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir